NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

5 Haziran 2017

Şahin Aybek - YÜKSEKÖĞRETİM, ÜNİVERSİTELER VE İNTİHAL (Eğitim Ajansı)

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz kısa bir süre önce; lisans tezlerinin 2-3 bin, yüksek lisans tezlerinin 3-10 bin TL arasında, doktora ve doçentlik tezlerinin de 5 binden başlayıp 20 bin TL’ye kadar alınan ücretlerle yazan sektörün patlama yaptığına dair sorularla ilgili, “Parayla tez yazdıranlar kendilerine kötülük eder.” demişti. Aynı konuyla ilgili YÖK de “Parayla tez yazanların akademisyenlikten çıkarılacağını, para karşılığı tez yazdırılmasının da bir intihal olduğunu” açıklamıştı. Geçen sene haziran ayında açıklanan Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34’ünde ağır intihal; yani bilimsel hırsızlık olduğunu ortaya koymuştu. Bu çalışmayı yürüten Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Araştırma ve Uyguluma Merkezi (BEPAM) bu kapsamda 2007-2016 yılları arasında yazılmış 470’i yüksek lisans ve 130’u doktora tezi olmak üzere 600 tezi incelemişti. Bilimsel çalışmaların orijinal olmadığını gösteren benzerlik indeksinde de dünya ortalaması %15 iken bu oran ülkemizde %28,5 çıkmıştı. Buradan ülkemizde yapılan akademik çalışmalarda ortaya yeni bir şey konmadığını, yapılan çalışmaların birbirini tekrar eden araştırmalar olduğunu anlıyoruz. Araştırma sonucunda her 3 tezden birinin çalıntı olduğu da ortaya konmuştu.
Demek ki Bu İşler Sadece Üniversite Sayısını Arttırmakla Olmuyormuş!
Yukarıdaki verileri birleştirdiğimizde ciddi bir ahlak sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Parayla tez yazdıranlar, bilim hırsızlığı; yani intihal yapanlar, tez yazmayı bilmeyen öğrenciler, tez yazdırmayı bilmeyen akademisyenler… Demek ki neymiş; bu işler sadece üniversite sayısını arttırmak ve bununla övünmekle olmuyormuş. Akademi nicelikten ziyade niteliğe bağlıdır. Lise açar gibi tabela üniversitesi açmakla akademik başarı yakalanmaz. Nitelik, bilim etiği ve kurumsal tecrübe gerektirir. Şimdi bilimsel hırsızlık diye de ele alabileceğimiz intihal konusunu ele almaya çalışalım.
Üne Kavuşma İsteği İntihale Yol Açıyor.
İntihal en genel anlamıyla araştırmacının kendi çalışmasında başkalarının çalışmalarını ilgili kişiyi bilgilendirmeksizin, kaynakça ve dipnot göstermeksizin kopyalaması veya alıntı yapmasıdır. İntihalin kişinin bilimsel araştırma yöntem ve tekniklerini bilmemesi, ünlenmek istemesi, fazla sayıda yayın yaparak para kazanmak istemesi gibi pek çok nedeni olabilir. Maalesef intihal bizim yükseköğretimimizde de önemli bir sorun olarak yer almaktadır. Ülkemizde intihali yani bilimsel hırsızlık ve sahteciliği önleme konusundaki yetki ve sorumluluklar YÖK’tedir. Bilimde pek çok etik dışı davranış vardır; ama intihali diğerlerinden ayıran özellik atıftır. Diğer taraftan atıf yapılmadan da intihal yapılabilir. Peki o zaman intihal (aşırmacılık) nedir? Arapça kökenli bir kelime olan intihal TDK sözlüğünde aşırmak anlamında açıklanmaktadır. Yani bir eserden, araştırmadan, çalışmadan kaynak göstermeden alıntı yapmaktır. İntihal sadece yükseköğretimde değil; eğitim öğretimin her aşamasında olabilir.
İntihalin Sebebi Nedir?
Aslında bu bir tarafıyla da sistem içinde öğretilen, öğrenilen bir davranıştır. İlköğretim ve ortaöğretimde öğrencilerimizin kopya çekmeleri, ödevlerini kes-kopyala-yapıştırla internetten alarak yapmaları ya da satın almaları adeta yükseköğretimde yapılacak intihalin sinyalleridir. Kişi intihalle ilgili farkındalığı olmadığı için de intihal yapabilir. Çocukluktan itibaren bu bilincin eğitim öğretim sistemi içinde verilmesi gerekmektedir. Bir toplumda hırsızlık olağan karşılanıyorsa doğal olarak insanlara intihal de normal gelecektir ve akademik yükselmeler için Makyavelist bir yöntem benimsenecektir. İnsanların aşırı hırslı olmaları, kendilerini ön plana çıkarmak istemeleri, akademik çevrelerde saygınlık kazanabilmek için fazla yayın yapmak istemeleri ve proje-sanayi desteği almak; yani maddi çıkar sağlamak isteği de intihale yol açabilmektedir.
Krallar Değil; Kurallar Ön Plana Çıkmalıdır.
Bir yerde liyakat, bilgi, tecrübe önemsenmiyorsa ve kurallar net değilse ve kuralları çiğneyenlere karşı sert yaptırımlar uygulanmıyorsa, herkes bir an önce yükselmek ve köşeyi dönmek için her türlü etik dışı yönteme başvurabilir ve kral olmak isteyebilir. Bu nedenle krallar değil; kurallar ön plana çıkmalıdır. YÖK ve MEB intihalle ilgili sürdürülebilir strateji ve politikalar belirleyip, istikrarlı bir şekilde uygulamalıdır. İntihalle ilgili öncelikle intihalin gerçekleşmemesi için gerekli bilincin, farkındalığın oluşturulması gerekmektedir. Diğer boyutu da intihal olduktan sonra yapılabileceklerdir. İntihalin özellikle yükseköğretimdeki boyutuyla ilgili olarak genç akademisyenler bu konuya dair yeterli eğitim almalı, akademisyenler üzerindeki baskı azaltılmalı ve intihale yol açabilecek maddi sorunlar çözülmelidir. İntihal engelleme yazılımları yaygın bir şekilde kullanılmalıdır. Etik derslerine eğitim öğretim sürecimizin her aşamasında ağırlık verilmelidir. Akademisyenlere ve öğrencilere caydırıcı cezalar uygulanmalıdır.

4 Haziran 2017

İlber Ortaylı: "Maalesef intihal Türk akademik hayatında sosyal bilimler dalında ayyuka çıktı" (DİKEN)

Master tezlerinde bilgisayar üzerinden hem de tarama yöntemiyle blok blok göçürmeler normal hale geldi. Koca adamlar ve kadınlar lisans talebelerinden daha hızlı aşırmacılar. Doktora ve hatta doçentlik gibi tezlerde de dedikodu dışında gerçek şikâyet ve YÖK nezdinde başvurular sayısız.  
Son günlerde gazetede yine böyle bir haber çıktı. Habere göre Doç. Dr. Erkan Göksu’nun herkesin rahatlıkla ulaşabileceği bir kitabı, çok az değişiklikle tez olarak sunulmuş ve kabul edilmiş. İddia şayet doğruysa, YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi sisteminde de erişime açılmış. 
Eğer YÖK, gerekli organlarıyla acımasız davranmaz ve şikâyetleri doğru ve ciddi olarak değerlendirmezse umutsuz noktalara gideriz. İş bu kadarla bitmez. Adli teşkilatta da mahkemelerin bu gibi davaları daha ciddi ve titiz şekilde bilirkişilere havale etmesi ve karar alması gerekiyor. 
Maalesef intihal Türk akademik hayatında hem de halkın en çok ilgi duymaya başladığı sosyal bilimler dalında ayyuka çıktı. Rastgele suçlamalar kadar ciddi takibatın da resen yapılması gerekiyor. Her evin avlusuna bir üniversite açacak raddeye geldik ama kurumlarımızın gözetlenmesi, disiplinin hakkaniyetle sağlanması yöntemini pek beceremedik.  İlber Ortaylı’nın yazısı

24 Mart 2017

Dr. Umut Özkaleli - Kıbrıs'ta intihal mücadelesi...Devam! (KıbrısTime)

Bu beş uzun yılın mücadele öyküsüdür. Memlekette diplomasız kişilerin sahte diploma ile yardımcı doçent yapıldıklarını büyük bir şaşkınlıkla öğrendiğimiz (Ömür Yılmaz ile birlikte) ve ispatladığımız bir süreçten sonra, intihalcilerin diploma sahtecilerinden de çok olduğunu keşfetmemizle başlayan bir süreç. İntihal, akademik hırsızlık demektir. Akademisyenin fikir üretmeden kendine akademisyen demesi mümkün olmadığı için, fikir üretmeyen bir sürü insanın, hali hazırda başkaları tarafından üretilmiş olan fikrileri, sanki ilk kez kendileri ortaya atmış kılığına girip, fikrileri “ödünç”(!) aldıkları insanların o fikirlerin sahibi olduklarını söylememesidir. Bir de yazdıkları metinlerin özgün bir fikri içermeden başkalarının fikirlerini (atıf yapsalar da) kendi fikirleri olmaksızın kesip yapıştırıp yayınlamaya kalkmalarıdır.
Adayarısında akademide çalıştığım 3 yıl boyunca gördüklerim anlatmakla bitmez. Her ne kadar da intihalci ve sahtecileri deşifre edip YÖDAK’ın gereken adımları atmadığını ve atması gerektiğini ortaya koymamızdan sonra üzerimize çullanan ve çullandırılan gazeteciler ve fısıltı gazetesi mensubu (sözde) akademisyenler bu iddiaları “istihdam” arayışı ile yaptığımızı söyleseler de, sevgili okur sakın aldanma. O dönemde ben hali hazırda bir üniversitede çalışıyordum, bir bölümün de başındaydım. Kendi adıma o dönemde var olan işim de düşünülecek olursa benim motivasyonum, memlekette akademisyen olarak yer etmek, zihinlere girmek, istihdam bulmak değildi. Zaten sussaydım hala orada pozisyonumu tutuyor olurdum. Onun yerine, sahte diploma ile ilgili üniversitemin sahiplerini bilgilendirmeyi, bu yanlışların düzletilmesinin üniversitenin de geleceği için hayırlı ve avantajlı olacağı konusunda perspektif verebilmeyi umdum. Nafile... Hiç ilgi görmediği gibi, konu oraya gelemedi bile. Sahtecileri hangi komitelerin yardımcı doçentliğe yükselttiklerine dair sorular hep cevapsız kaldı. Öyle bir yönetim anlayışı ile çalışılamayacağıma karar verdiğim için istifa ettim, üniversitenin sahiplerini bu anlayışla yönetenlerden kurtarması gerektiği ile ilgili uyarımı bireysel olarak yapamasam da yazılarımla buna çabaladım.
Süreç içindeki mücadelemde, herkes “istihdam peşinde” olduğumu iddia edip durdu ama kimse zaten var olan çok ballı işimden kendim istifa mektubu yazarak ayrıldığımı, ülkem üniversitelerinin bilim yuvalarına dönmesi için mücadele vermeyi seçtiğimi hatırlamak istemedi. Ya da kim bilir, inanmak istemedi. Kişiler herkesi kendileri gibi bilirmiş derler. Mesleklerinde bir yerlere çala çırpa ya da kolay derece değirmenlerinden aldıkları diplomalarla gelenler veya siyasi ve maddi nüfuzla oraları parselleyenler bu konuları “akademinin en önemli sorunu” görmemişlerdir eminim. Gerçekten de bana bunu diyenler çok oldu. Akademinin var olma sebebi bilim üretmek ve bilimsel üretimi öğrencilere aktarmaktır. Bilim üretmeyen, bilim aktaramaz. “Üniversiteler adası” sloganlı adayarısının bilim üretmek konusunda dünya sıralamasında nerede olduğuna bakın; eğer kayda değer bilim üretiliyorsa gerçekten de “intihal ve sahtecilik en önemli sorunu” değildir. Ama yoksa, varlık sebebi olan bilimsel üretkenlikten uzak bir yerin intihal ve sahtecilikte nasıl ana sorunu yaşamadığını siz bana anlatın. Çünkü bilim insanı demek metot kullanmak demektir. Metot da ancak doktora düzeyinde, gerçekten doktora vermeye yetkin araştırma üniversitelerinde öğrenilir. Metot bilmeyen, kullanmayan doktoralılarla, hiç doktora almamışların ve başkalarının fikirlerini alanların bilim üretmesi nasıl mümkün olabilir?

Adayarısının entelektüelleri, akademisyenleri ve sendika abileri o dönemde üniversitenin en önemli sorununun bu olmadığına karar verdi. Bir sendikacı televizyon ekranından “biz yarın maaş alıp almayacağımızı bilmiyoruz, sorunumuz bu” demeyi tercih etti. Evet, evet doğru bildiniz, üniversitede “hoca” ama metot ve bilim bilecek hali yok çünkü doktorasız. Ama ekspert(!). İntihal önemli mi değil mi kararı o veriyor memlekette. YÖDAK ve o zamanki başkanı, (Gökçekuş’tan evvel o koltukta otumuş bit zâthani şimdilerde üniversitelerin geleceği ile ilgili veryansın edip duruyor), bana bir üniversitenin Sosyal Bilimler Dergisinde dört beş ayrı o üniversitede çalışan “akademisyenin” intihalinin olmasının, bir başka üniversitede lisans mezununun yardımcı doçent yapılmasının, bir başka üniversitede denkliği olmayan bir okuldan doktora diploması gösteren birisinin yardımcı doçent olmasının “istatiksel” olarak alarm vermediğini iddia etti. Muhterem herhalde “istatistik” falan deyince korkarız, geri çekiliriz falan zannetti. Biz ise Ömür Yılmaz ile adamcağızın inkarcılığına güldük geçtik, insanların adayarısında koltuklara, makamlara oturabilmesinin, işlere konabilmesinin bedelinin sessizlik olduğunu üzüntüyle gözlemledik.


Aynı YÖDAK, o dönemde hiçbir intihal komitesi kurup araştırmadan meseleyi geçiştirmeyi tercih etti. Ömür Yılmaz ve ben YÖDAK’ın kapısından o dönem umutla girdik ama büyük bir hayal kırıklığı ile SONUÇSUZ çıktık. Kapı yüzümüze kapandı. Ondan sonra gelenlerin zaten bir şey yapmasını beklemek safdillik olurdu. Zaten intihalcilik ve intihalci/sahtecileri bile bile doçent yapmak için imza atanlar da YÖDAK üyeliğine dek çıkabildi. İntihalle ilgili başvurularımız, bir önceki dönemde yapılmış oldukları için dikkate alınmadı. Bu dönemde adayarısında kurumların adları sürekli de olsa, içeriklerinin dönemlik olduğunu öğrendik. Kişiler değişti mi kurum içindeki başvurular, dilekçeler, işler devretmiyor. Her şey sil baştan. YÖDAK ve üniversiteler hangi gerekçeyle araştırmadılar bu intihal vakalarını biliyor musunuz? İntihallerini, kendi isimleri ile yayınlanan yayınların isimlerini, çaldıkları yayınların adını, çaldıkları sayfaları vererek intihalini açıkladığımız insanlar bize “zem ve kadih” davası açtılar, yani kendilerine haksız yere hakaret ettiğimizi iddia ettiler. Bizim bu intihalleri açıklamamızın sebebi üniversitelerin adım atmamasıydı, YÖDAK’ın konuyla ilgili sessiz kalmasıydı.


Ben akademisyen kimliğine sahip bir insan olarak, üzerime düşen görevi yapıyor ve buna sessiz kalmayarak kamusal alanda kurumları konuyu incelemek, araştırmak ve gerekirse yeni maddeler oluşturarak kanun boşluklarını doldurmak için mücadele veriyordum. Sivil demokratik mücadele böyle verilir. Mantıken bu davalar sürerken YÖDAK ve üniversitelerin iddialarımızı araştırması gerekirdi. Çünkü iddiamız, bunun bir kamusal sorun olduğuydu. Öğrenci yetiştirmeye ehil olmayan insanların sınıfa sokulmaması, intihalcilerin sınıflarda “etik” dersine girmesinin önlenmesiydi. Çünkü intihalci birinden etik dersi alan yarınlarımız nasıl bir profesyonel etik bilinçle insan emanet edilen mesleklere koşulabilirdi? Ama sevgili okur, bu araştırmalar yapılmadı. Tam tersine bize verilen cevap “bu konu artık hukuki bir dava sürecidir, davalar sonuçlanıncaya dek intihal ve sahtecilik araştırması yapılmayacaktır” oldu. Zem ve kadih kamusal davalar değildir, kişilerin kişilere açtıkları davalardır, kamusal meselelerin bu davaları beklemesinin hiç bir alakası yoktur. O davalar 2012 yılında açıldı. Hala bir tanesi bile sonuçlanmadı. İkisi sağlık sebeplerini gerekçe göstererek açtıkları davaları geri çektiler. Muhtemelen artık üniversitelerde pozisyon tutma ve maaş çekme durumları kalmadığı için davalara devam etme gerekleri de bittiğinden geri çektiler. Ben bu davaların açıldığı ve bu insanlar hiç bir soruşturmaya tabi olmadıkları o gün, intihal mücadelesinin buzdolabına kaldırıldığını üzülerek biliyordum. İnsanların hiçbir caydırıcı yaptırımla karşılaşmadan sınıflara girmeye beş yıl daha devam edebilmelerinin sonucu, adayarısının muteber vatandaşlarının bilimsel alt yapısı olmayanlara kendilerini ya da çocuklarını teslim etmeye devam etmesi oldu. Şahsi olarak ben bilim insanı olarak çalışmaya devam ettim. Bilimsel yayından susuzluk yaşayan adayarısının dışında, başka kurumlarda ve ülkelerde evrensel bilime katkı yapan yayınlar yapmaya da devam ettim. Başka ülke sınırları içinde üniversiteli gençlerin yetişmesine katkı koymaya da devam ettim.


Adayarısı ise bilimsel temelini kurmak konusunda şu an itibarı ile o mücadele başladığından beri 5 yıl kaybetti. Peki kamuyu ilgilendiren bu davalar neden 5 uzun yıldır sonuçlanmadı? Hikayenin o kısmı uzun detaylara sahip. Her ne kadar da bu süreçte davayı açanlar davalardan kaçanlar olsalar da kaçmak da her zaman bir yere kadar. Süreç içinde çok ihanetle, çok arkadan bıçaklamayla, çok yılgınlıkla ve o yılgınlıklardan doğan satışlarla bu süreçlerin engellenmesi, bu davaların ispatlı gerekçelerinin saklanması, dosyalara konulmaması, yanlış bilgilerin yanlış isimlerin dosyalarına yerleştirilerek dosyalanması, herhangi bir değişiklik ve tadilat yapılmasının önünün kapatılması gibi ancak adayarısında akla sığabilecek uzatmalarla beş uzun yıl geçti. Adayarısı bu mücadeleyi yapma cesareti ve ilkesini gösterecek yeni insanlar türetmeli. Artık bir başka insan grubu, belki bir başka nesil (?) adayarısında bu bayrağı devralmalı ve bu mücadeleyi sürdürmeli. Davaların neden bunca uzun gittiğine dair konuşmak ya da adayarısındaki intihallerle ilgili konuşmak doğrusunu isterseniz artık benim gündemimde değildi.


Adayarısı, beş uzun yıl buzdolabına kapatarak kaybedeceğini kaybetmişti bu meseleyle ilgili. Bense bilime olan borcumu artık o mecrada ödemek yerine bilimsel üretkenliğe, bilimsel yayına yönelmeyi seçtim. Ama gelin görün ki davaların artık uzatılmasının ihtimalinin giderek daraldığı şu günlerde, süreç yeniden mevzuyu gündemime almaya mecbur ediyor. İnadım inat, sistemin dişlilerinin içinde dönenler “haksızsın” diye bağırdıkça, ülkem akademisinin temiz ve ilkeli akademi mücadelesini yaptım diye bana yeniden bedel ödetmeye yeltendikçe, geçen beş yıllık dava sürecinde gördüklerimi de intihalleri açıkladığım netlikte adayarısı ile paylaşacağım.


Dava süreçlerinde gördüklerimi tartışmaya açmakla da durmayacağım. YÖDAK’ı, YÖDAK’ta hala koltuk tutan, maaş çekenlerin içinde intihalci ve sahtecileri doçent yapanları, üniversitelerin içindeki başka diğer intihalcileri, devlet üniversitelerinin ve YÖDAK’ın intihal duruşunu, yarım saatte verilen doçentlikleri, siyasetin akademi ile ilişkisini de yeniden adayarısı ve onun ötesinde gündeme sokacağım. Haklı olduğum, elimde uzman kişi tarafından yazılmış intihal raporu varken, çalınan kaynakları gösterebiliyorken ülkem için verdiğim bu sivil mücadelede susturmak için alavere dalavere ile “haksızsın” denildiği her adımda, çoktan ardımda bıraktığım bu meseleye tekrardan ve yeniden hep geri döneceğim. Meseleyi zorla gündemimde tutanlara selam olsun!

Tayfun Atay - Tezler olmuş plastik, üniversite hikâye! (Cumhuriyet)

Dün, elimin altındaki gazete demeti içerisinden “üniversite”ye dair iki yazı dikkatimi çekti. Bunların biri, doğrudan haber metni idi. Diğeri ise esasen edebi- felsefi bir “değer” taşımakla birlikte, buna ek olarak haber mahiyeti de olan bir yazı... 
***
İkinciden başlayalım! Bizim Cumhuriyet’in Kitap ekinde felsefeci Yusuf Örnek, Alman varoluşçuluğunun abide ismi Karl Jaspers üzerine yazısında bu büyük düşünürün “Bütün Eserleri”nin Heidelberg ve Göttingen Bilimler Akademileri’nin ortak projesi olarak toplam elli cilt halinde yayımlanmaya başlandığını “müjdeliyor”. Ve bu elli cildin ilki olarak çıkmış “Üniversite İdesi Hakkında Yazılar”ın bir tanıtım ve değerlendirmesini sunuyor.  
Jaspers’in üniversite üzerine düşünceleri, kendisinin etkilendiği (Kant’tan Fichte’ye ve von Humbolt’a) düşünürlerden de hareketle satır başlarıyla şöyle: 
Üniversite, hükümetin emirlerinden bağımsızdır; bilim, kendi içinde kendi amacını taşır; üniversite öğretimi, bilgi kazandırmaktan çok eleştiri sanatına ve bilginin kullanımına ağırlık verir; üniversitenin vazifesi, gençlerde hakikati arama arzusu uyandırmasındadır; bu anlamda üniversite, insanın kültürel varlığının gerçekleşmesine olanak sağlayan kurumdur. *** 
Jaspers üniversiteyi devletten bağımsız ve onun her türlü siyasal etkisinden uzak bir kurum olarak nitelemekle kalmaz sadece. Daha ileri giderek, üniversitenin toplumsal hayatın ve siyaset kurumunun eleştirildiği yer olması gerektiğini söyler. 
Ve de üniversitenin, özgür araştırma ortamı ve özerk yapısı sayesinde “milletler-üstü” ve “devletler-üstü” bir ruhtan payını aldığını ileri sürer. 
Ancak diğer taraftan, daha 1930’larda, adeta gelmekte olan tehlikeyi sezmişçesine, sadece pratik (isterseniz bugünden “ticari”yi ekleyin!) amaç ve hedeflere yönelik, “faydacılık” ilkesi etrafında bir yükseköğrenim kurumuna doğru gidişattan da şikâyetçidir. Böyle bir üniversitenin olsa olsa üst düzey bir lise olabileceğini kaydetmiştir. 
***  
Bu noktada hemen daha fazla uzatmadan diğer gazete metnine geçelim! HaberTürk’ten Yusuf Doğan’ın haberine...   
 “Naylon tez pazarı” manşetiyle karşımıza gelen yazıdan satır başları da şöyle: 
Türkiye’de “akademik danışmanlık” ya da “tez danışmanlığı” adı altında oluşan “tez yazım sektörü” patlama yapmış durumda! Sürekli artan özel üniversite sayısı ve mezuniyet için tez yazma zorunluluğu “sektör”ü günden güne büyütüyor. Lisans tezi 2-3 bin liraya, yüksek lisans tezi 3-10 bin liraya, doktora (ve de doçentlik!) tezi ise 5-20 bin liraya “itina” ile yazılıp öğrenciye, pardon, “müşteri”ye teslim ediliyor. 
Tabii ki en pahalıya çıkanlar, tıp alanında “üretilen” tezler. Tahmin edilebileceği üzere “fiyat”, sosyal bilimlerde düşüyor. Elbette “anket çalışması”, “çeviri” ve “yabancı kaynak kullanımı” da fiyatı etkiliyor! 
“Sektör”, akademisyenlere bile istihdam imkânı sunmakta; tez-yazma gruplarında üniversite hocaları da varmış!.. 
*** 
Eğer bir “üniversiteli” olarak hayatınız Jaspers’in tanımladığı tarzda bir kurum ortamında geçip gittiyse sorun yoktur; yaşanmış ve bitmiştir. Özellikle öğrenci olarak ikinci yazıda anlatılanlarla haşir neşir durumda iseniz ve başka (Jaspers’in bahsettiği türde) bir üniversite gerçeğinden bîhaberseniz, zor da olsa yine sorun yok denilebilir. 
Ama eğer ilk yazıda yansıtılan üniversite ideali ve tecrübesinden geçip şimdi ikinci yazıdaki “naylonlaşma”yı da üniversite adı altında yaşıyorsanız, yandınız demektir! Durumunuz çok hazin, feci ve acıdır!..
*** 
Türkiye, elbette dünyada da bir eğilim olarak kendisini gösteren, üniversitenin endüstriyelleşmesi, ticarileşmesi, sektörleşmesinden payını, hem de kendi arzusu ile fazlasıyla ve iştahlıca almış bir ülke. 
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında önü açılan bir süreç bu: Üniversite hem siyasileşti, daha doğrusu “Resmiyet”e ram oldu (“YÖK”), hem de ticarileşti (özel üniversiteler). 
Şimdi bu iki “doğrultu”, bir de “dinbazlık”la takviyeli olarak daha korkunç bir ucubeyi karşımıza çıkarmış durumda “üniversite” adına... 
*** 
Önünüze sosyoloji “okumaya” gelmiş ama “Ben bugüne kadar hiç kitap okumadım hocam” diye, üstelik yakınarak değil gayet mağrur ve kibirlice konuşan öğrenciler çıkıyor. Ona önce “okuma-yazma” öğretmek durumundasınız. Gel gelelim bunu dahi öğrenmeye niyeti yok. Nasıl ödev, tez, rapor yazdıracaksınız?! 
İşte “naylon tez pazarı” bu ihtiyacı karşılıyor!.. 
Öte yandan “barış” için imza atmış akademisyenleri siyasete bulaşmış olmakla, hem de en uçta “vatan haini” suçlamasıyla gözaltına alıyor, tutukluyor ve okullarından atıyorsunuz. Onlarca tezin danışmansız kalmasına yol açarak... 
Üniversite içinde nitelikli ve yetkin tez danışmanlarını uzaklaştırınca tabii yine gelsin naylon tez pazarının sözüm ona “tez danışmanlıkları”!..
*** 
Özetlemek gerekirse, yukarıda paylaştığımız iki yazıdan birincisi, üniversitenin ne olduğunu anlatıyor. 
İkincisi ise üniversitenin nasıl bittiğini...

19 Mart 2017

Gökçer Tahincioğlu - Makbul akademisyenler (Milliyet)

Anadolu’nun dört yanındaki üniversitelerde neler olup bittiğiyle birileri ilgili mi? Emeğiyle çalışıp kurumuna katkı sunmak isteyenlerin yanında gizlenip, sadece milliyetçi sloganlar atıp, “işini yürütenlerin” yaptıklarıyla...

İntihar eden akademisyen Mehmet Fatih Traş, yaşamını sonlandırmaya karar verdiğinde, muhtemel ki ölümünün bir şeyi değiştirmeyeceğini, akıllarda, vicdanlarda bir iz bırakmayacağını biliyordu.

Muhtemel ki eninde sonunda zaten ölecek olmamız seçimini etkilememişti.

Uğradığı haksızlığı anlamıyordu.

Tam o noktada, yani sadece bir bildiriye imza attığı için dışlandığı, çok yakın bildiği insanların sırtlarını döndükleri, bir dilim ekmek için yalvarması gerektiğinin ima edildiği, kimseye kötülüğü dokunmamışken bütün kötülüklerin sorumlusu sayıldığı, kapıların bir bir yüzüne kapandığı o noktada, büyük sözlerin bir anlamı kalmamıştı.

Muhtemel ki yanına gelip omuz vermeye çalışanları çok seviyordu.

Muhtemel ki böyle öleceğini, bu şekilde biteceğini hiç düşünmemişti.

İnsanın öleceğini bilen tek canlı olduğu ve bu yüzden ölümsüzlük peşinde koştuğu önermeleri, ölmeyecek gibi yaşayanların kötülükleri önemli değildi.

Çukurova Üniversitesi’ndeki işine, sorgusuz sualsiz, gerekçesiz son verilmiş, diğer üniversitelere yaptığı bütün başvurular son dakika müdahaleleriyle geri çevrilmişti.

Yaşamına son verdi.

***
Oysa dışlananlardan olmayabilirdi.

Taşrada çalışan, hiçbir bildiriye imza atmamış olsalar da girdikleri fakültelerde doğdukları memleket, mezhepleri, etnik kimlikleri, tercihleri, çalışmalarının eleştirelliği nedeniyle suçlanan, sömürülen, kadro verilmeyen, buna rağmen üretmek, yaşamak, mesleğini yapmak için didinen ancak kimselere yaranamayan akademisyenlerden olmayabilirdi.

Ama bunlar yaşanmıyor gibi yapmamız gerekiyor değil mi?

Anadolu’nun dört yanındaki üniversitelerde neler olup bittiğiyle birileri ilgili mi?

Emeğiyle çalışıp, üretip, alın teriyle yaşayan ve çalıştığı kuruma katkı sunmak isteyen, akademik ahlaka uygun davrananların yanında gizlenip, sadece milliyetçi sloganlar atıp, “işini yürütenlerin” yaptıklarıyla.

***
Anadolu’nun farklı kentlerindeki üniversitelerden gönderilen belgeler birikiyor.

Konu; akademik teşvik.

YÖK, üniversitelerin akademik üretkenliğini artırmak için bilim insanlarının çalışmalarını teşvik kararı aldı.

Buna göre, yıl içerisinde yayımlanan akademik yayınlar, ulusal-uluslararası kongrelere katılımlar, basılan kitaplar için puanlama yapılıyor.

O puanlamanın sonunda belirlenen puanı geçen akademisyenin maaşına bir yıl boyunca teşvik bedeli ekleniyor.

Akademisyen, 12 ay boyunca bu bedeli alıyor.

Yılda 3-4 bin liradan başlayıp, oldukça yüksek meblağlara çıkan teşvik bedellerini üretkenliğe paralel olarak kazanmak mümkün.

Peki, katiyen soruşturulmayan, slogan atmak gerektiğinde en önde koşan bazı akademisyenler bunun için ne yapıyor?

Makbul sayılan bu akademisyenlerin eski yöntemleri zaten biliniyor:

Hakemli bir derginin editörlüğü elde tutularak, burada istenilen sayıda nitelikli-niteliksiz yayınları basmak.

Yurt dışında da özellikle bazı yakın ülkelerdeki dergilerle yakın temas kurup, buralarda bilimselliği son derece tartışmalı eserleri yayımlamak.

Birbirinin kopya tezleri, zaten kimse kontrol etmediğinden aynı kişilerden oluşan jürilerden geçirip, danışmanlık puanı almak.

Hiçbir yayınevinin basmadığı kitabı bir matbaaya bastırıp, basılmış kitap gibi göstermek.

Eşten dosttan jüri oluşturup, akademik alımları liyakata göre değil, tanıdığa göre yapmak.

Kritik noktaları tutup, tüm ikinci öğretim derslerini yüklenmek, katbekat fazla kazanmak.

***
Ama teşvik yeni bir uygulama.

Yöntemleri geliştirmek, puanları yükseltmek lazım.

Farklı üniversitelerden gelen belgelere göre bulunan son yöntem yurt dışına öğrenci göndermek.

Doğru düzgün dil bilmeyen öğrencileri, 5-6 hocanın kaleme aldığı niteliği tartışmalı makalelerin yazarları arasında göstermek, o öğrenci için harcırah çıkarttırıp yurt dışında o makaleyi bir biçimde okutmak.

Böylece imzası olan tüm hocalar puan kazanabiliyor.

Üniversite harcırah mı vermedi, o zaman da ceplerinden otel ve uçak bileti parası ayarlayıp öğrenciyi gönderiyorlar.

Sözünü ettiklerimiz lisans öğrencileri, yüksek lisans ya da doktora değil.

Gittikleri etkinlikler ise sadece hocaların katıldıkları paneller, oturumlar.

Bu yolla onlarca ortak makaleye imza atan hocaların kazanımları büyük.

Hem akademik teşvik almak hem hızlıca kariyer basamaklarını yükselmek mümkün.

Üniversitelerin isimleri de var.

Hızlıca, “en fazla teşvik alan üniversiteler” listesinde yükseliyorlar.

Uluslararası nitelikli yayın sıralamasında ise pek görünmüyorlar.

***
Traş, yazdığı son mesajlarından birinde, derslerinin nasıl elinden alındığını, ders ücretinin zaten mühim olmadığını ama öğrencilerin yarı yolda kaldığını anlatıyordu.

Erdemlilik, iyi ve doğru olana yönelmektir, değil mi?

İyi ve doğru olan nedir?

İnsanlık, tarih boyunca, bu sorunun yanıtını bulmak için büyük emek vermiştir.

Ortaya çıkan sonuç ise pek iç açıcı değil.

Ama inanın aslında adaletsizliği görüp, anlamak çok güç değil.

28 Ocak 2017

İntihale Dur De!

BİLİM YAYINCILARININ TÜRKİYE’DE İNTİHAL (İÇERİK ve BİLGİ HIRSIZLIĞI) YAPAN KİŞİ, KURUM ve KURULUŞLAR KONUSUNDA ORTAK BİLDİRİSİ
                                               www.intihaledurde.com

Türkiye’de aktif çalışma yürüten bilim yayıncıları, içerik üreticileri ve yazarları olarak; oldukça zorlu şartlar altında yoğun tempo ve emeklerle ürettiğimiz içeriklerimizin, bu davranışı “iş modeli” haline getirme düzeyine kadar götüren bazı kişi, kurum ve kuruluşlarca izinsiz ve/veya kaynak göstermeksizin ve tamamen ticari amaçlarla kullanması kabul edilemezdir. Bu bildirimiz, söz konusu bilim yayıncıları ve yazarları olarak bu gidişata bir dur demek, bunu sürdürenlere toplu bir ihtarda bulunmak ve intihal yapan birey ve oluşumlara karşı ortak hareket bildirisi ve çağrısı yapmak amacıyla yayınlanmaktadır.

Bizler, Türkiye’nin zorlu iklimi ve şartları altında özgün içerikler üretmeye çalışan veya ülkemize kazandırılmasının faydalı olduğunu düşündüğümüz bilimsel içerikleri Türkçeye çeviren bilim emekçileri, gönüllüleri, çalışanları ve üreticileriyiz.

Bizleri çeşitli isimlerde duyabilirsiniz. Kimi zaman Evrim Ağacı oluruz, kimi zaman Açık Bilim olarak karşınıza çıkarız; kimi zaman Kozmik Anafor’dur adımız, kimi zaman Bilimfili, Bilimsol, Rasyonalist ve buraya sığdıramadığımız daha niceleri… Kısacası bizler her gün gerek sosyal medya üzerinde, gerekse internet sitelerimiz, yayınlarımız, kitaplarımız, paylaşımlarımız aracılığıyla gördüğünüz, okuduğunuz, desteklediğiniz bilim yayıncıları ve yazarlarıyız.

Hepimiz farklı arka planlardan, farklı deneyimlerden, farklı uzmanlıklardan gelmekteyiz; ancak her birimizin ortak bir amacı var: Türkiye’ye ve Türkçeye modern bilimi elimizden geldiğince güvenilir, kapsamlı, anlaşılır biçimde taşıyabilmek. Mümkünse, bunu tamamen özgün içeriklerle yapmak; değilse, bunu açıkça kaynağını gösterdiğimiz çeviriler veya derlemeler yoluyla yapmak… Bir diğer ortak özelliğimiz, bu çabadan herhangi bir maddi kazancımız olmamasına rağmen, günlerimizin önemli bölümünü bu uğurda harcıyor olmamız. Kimimiz iş yerlerinde, kimimiz laboratuvarlarında, kimimiz üniversite sıralarında, kimimiz evlerinde saatlerini Türkiye’de modern bilime dair ufak tefek de olsun bir parça taşıyabilmek için, yorulmak bilmeksizin çalışıyor. Hatta birçoğumuz kendi ceplerimizden yaptığımız harcamalarla bu siteleri, oluşumları, platformları ayakta tutuyor.

Hepimizin hataları, eksikleri, yanlışları olmuştur, olacaktır da… Ancak hiçbirimiz, bir diğerinin emeğine göz dikmedik, bir başkasının emeğini çalmadık, intihal (bilgi ve içerik hırsızlığı) üzerine bir iş modeli kurmadık. İçeriklerimize başkalarından olduğu gibi “kopyala yapıştır” yöntemiyle alınma parçalar eklemedik, sonrasında bunu kendi içeriğimizmiş gibi yayınlamadık, öncelikle insanî değerlerimiz tarafından, sonrasında ise Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nca korunan emeklerine hakaret etmedik. Bir başka kaynaktan içerik aldıysak ya önce sahibinden izin aldık ya da çok açık bir şekilde alıntılarımıza kaynak ekledik. Bir diğer deyişle, birbirimizin emeğine zarar vermemek adına elimizden geleni ardımıza koymadık.

Ne yazık ki, yıllarımızın emekleriyle geldiğimiz şu noktada, ülkemizdeki bazı “gazetelerin”, “haber kaynaklarının” ve “medya oluşumlarının” bu içeriklerimizi ve emeklerimizi çalıyor olduğunu görmek son derece rahatsız edicidir. Hatta sadece yanlışlıkla birkaç içerik çalmayı geçtik; bazı kurum ve kuruluşlarının iş modelleri başkalarından alınan içeriklerin bazen hafif miktarda düzenleme, kimi zamansa doğrudan kopyalama şeklinde paylaşmak üzerine kurmuş olmaları, bilim ve insanlık etiği bakımından iç ürperticidir.

Bizler, bilim oluşumları olarak bu gidişata bir DUR deme vaktinin geldiğini düşünüyoruz. Aşağıda, bu bildiriye imzacı olan oluşumlarla birlikte tek yumruk ve tek vücut olarak bir araya geldiğimizi kamuoyuna ilan ederiz. Bundan sonra intihal yoluyla içeriklerimizi aşıran, paylaşan, gerekli referansları vermeden dağıtan, emek hırsızlığı yapan her türlü kişi, kurum ve kuruluş ile her türlü mücadele içerisinde olacağımızı kamuoyuna bildiririz.

Bu kararımızın arkasında bilimsel bilginin yayılmasına engel olmak, yavaşlatmak, bilgi akışını aksatmak gibi amaçlar yoktur. Bizler, kendi içimizde yaptığımız içerik alışverişinden de görülebileceği gibi, başka kişi, kurum ve kuruluşların yazılarımızı barındırmasından ve paylaşmasından hiçbir rahatsızlık duymayan insanlarız. Birçoğumuz, zaten içeriklerini ücretsiz olarak halka arz etmiş oluşumlarız. Tek istediğimiz, doğru zamanda, doğru yerde ve doğru şekilde alıntı yapılan kaynağın bildirilmesi, eğer ki yazılar bir bütün olarak alınıp yayınlanacaksa, içeriklerin orijinal yazarlarına ve kaynaklarına çok açık bir şekilde yönlendirme yapılmasıdır. Bu, sadece insanî haklara saygı duyulduğunu göstermekle kalmayacak, aynı zamanda orijinal metinlerimiz bilimin kendini durmaksızın yenileyen ve geliştiren doğası çerçevesinde yeni veriler ve bulgular ışığında yenilendiğinde, okurların orijinal kaynaklara giderek en güncel bilgilere erişebilmesinin önünü açacaktır.

Bu bilgiler dahilinde, aşağıda imzacı olduğu belirtilen tüm oluşumların okurlarını ve ülkemizdeki tüm bilimseverleri intihal konusunda daha uyanık ve tepkisel olmaya davet ediyor; denk geldikleri internet siteleri, kişiler, kurumlar ve kuruluşların içerik hırsızlığı yaptığı durumlarda bizleri ve intihalcileri uyarması konusunda ricada bulunuyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz. 


.

Etiketler

A. Murat Eren (14) Açık Bilim (1) AçıkRadyo94.9- AçıkBilinç (1) AdaManşet (1) Adnan Atalay (1) Adnan Fatih Kocamaz (1) AFRİKA Gazetesi (1) AGOS (1) Ahmet Yıldırım (11) AİHM (2) AKADEMİ TAKİP (1) Akademi-Haber (1) ALAKARGA (1) Ali Demir (2) Ali Rıza Taşkale (1) Almanya (7) Alper Hançerlioğlu (1) Anadolu Universitesi (1) ANAKARDER (1) Anayurt (2) Annette Schavan (4) AntalyanınHaberi (1) Ayşe Başel (2) Ayşe Çavdar (1) Ayşe Kora (1) Azem Haslaman (1) Baro Dergisi (1) BASIN AÇIKLAMASI (2) Baybars Külebi (1) Bayram Kaya (1) BBC Türkçe (3) Bekir Karlık (2) Belgeler (5) Bengü Sezen (1) BİA (1) BİANET (1) Bilge Can Yıldız (1) BİLGİ ÇAĞI (1) Bilim Akademisi (1) Bilim Güncesi (1) Bilim ve Gelecek (1) Bilim ve Ütopya (1) BilimKurguKulübü (1) bilimSoL (2) Bilkent Asistan (1) BirGün (3) Burak Cop (1) Burak İzgi (1) Can Ender Gökçe (1) Canan Atalay Aktuğ (1) CBT (31) Cezalar (1) CİHAN (1) Cumhuriyet (5) Cüneyt Ülsever (2) Çiğdem Toker (1) ÇOMU (1) ÇOMÜ (1) D. Çiğdem Sever (1) Debora Weber-Wulff (1) Derviş Doğan (2) DHA (1) Diederik Stapel (1) Diken (1) Dilek Gedik (1) Doç. Dr. Burhanettin Kaya (1) Doç. Dr. Doğan Yücel (1) Doç. Dr. Erkan Yüksel (1) Doç. Dr. Hakan Mıhcı (1) Doç. Dr. Kudret Özersay (1) Doç. Dr. Selçuk Can (2) Dr. A. Murat Eren (8) Dr. Çağrı Yalgın (1) Dr. Hakan Özdener (2) Dr. Kaan Öztürk (9) Dr. Murat Yıldırım (1) Dr. Nihal Engin Vrana (2) Dr. Ömer Gökçümen (2) Dr. Ömür Yılmaz (2) Dr. R Serpkenci (1) Dr. Sinan Korukluoğlu (1) Dr. Şükran Gölbaşı (1) Dr. Tansu Küçüköncü (24) Dr. Umut Özkaleli (4) Dünya Bülteni (1) Ege Üniversitesi (8) Eğitim Ajansı (1) Eğitim Sen (2) Ekrem Sakar (1) El Naschie vakası (1) EMO (1) Emrah Göker (2) Emre Can Dağlıoğlu (1) Emre Sevinç (1) Enis Meriç (3) Ercüment Tunçalp (1) Erdal İzgi (2) Erdem Ergen (1) Erdem Uçar (2) Ergün Kasap (4) Erman Çete (1) Ertan Keskinsoy - 2006 (1) Evrim Ağacı (1) Faruk Çakır (1) feyerabend (1) Fikir Ağacı (1) GATA (2) Gazete soL (5) Gazi Üniversitesi (1) Gökçer Tahincioğlu (1) GUNİDER (1) Güncel Anestezi (1) Gündem Kıbrıs (1) Güney Kore (1) Güngör Mengi - 2005 (1) Güven Güzeldere (1) GYTE (1) H.İbrahim Dursun (1) Haberler (110) HABERTÜRK (16) Hakan Çırak (1) Hakan Hastaoğlu (1) Hakan Murat Korkmaz (1) Halil İ. Dursun (4) Harun Kemal Öztürk (1) Haşmet Babaoğlu (1) Havadis Gazetesi (2) Hayriye Mengüç (1) HBT (1) HerkeseBilimTeknoloji (1) Heyula.net (1) HUDUT Gazetesi (1) Hürriyet (2) Hüseyin Ekmekçi (1) Işıl Öz (4) İhsan Doğramacı (2) İlber Ortaylı (1) İleri Haber (1) İleriBilim (1) İlke Kızmaz (1) İntihal (1) İrfan O. Hatipoğlu (2) İsmail Naci Cangül (1) İTÜ (4) İzmir Haber Expres (1) İzzet Özgenç (6) Kaan Doğan Erdoğan (1) Kadir Boğaç Kunt (1) Kamuoyuna Duyuru (1) Kemal Göktaş (1) Kıbrıs Onlıne (1) Kıbrıs Time (2) KKTC (14) Macaristan (4) Mahmut Lıcalı (2) Marmara Üniversitesi (1) Matematik Dünyası (1) Mazlum Uyar (3) Medimagazin (6) Melih Aşık (1) Melis Alphan (1) meren (5) Metin Münir (10) Metin Özdemir (1) Milliyet (6) Mine G. Kırıkkanat (1) Muhalefet Şerhi (1) Murat Bardakçı (12) Murat Belge (1) Musa Kesler (2) Mustafa Gündoğan (1) Mustafa Helvacı (10) Mümtazer Türköne (1) Mürsel Sezen (1) Nature (1) Nedim Erinç (1) Neşe Doster (1) Neşeli Beyin (1) Nihat Halıcı (1) NTV (5) NTV BİLİM (2) ntvmsnbc (1) Nuran Çakmakçı (4) Nurettin Öztatar (2) Nuriye Akman (1) ODA TV (1) OdaTv (2) ODTÜ (6) ODTÜ-OED (1) Oğuzhan (1) OMU (3) Onur Erem (1) Orhan Bursalı (10) Orhan Orhun Ünal (1) Ömer Dinçer (3) Ömer Erbik (1) ÖSYM (1) Özgür Aydın (1) Özlem Uçar (1) Pal Schmitt (3) Pamukkale Üniversitesi (1) Paul Wouters (1) Pelin Batu (1) Pervin Kaplan (4) Prof. Dr. Ahmet İnam (1) Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta (1) Prof. Dr. Ali Akdemir (1) Prof. Dr. Ali Alpar (1) Prof. Dr. Ali Birinci (2) Prof. Dr. Alpar Sevgen (1) Prof. Dr. Altan Onat (2) Prof. Dr. Ayşe Erzan (4) Prof. Dr. Bahattin Baysal (2) Prof. Dr. Baki Akkuş (1) Prof. Dr. Celal Şengör (2) Prof. Dr. Çetin Kaya Koç (1) Prof. Dr. Engin Meriç (1) Prof. Dr. Eser Karakaş (1) Prof. Dr. Fatih Özatay (1) Prof. Dr. Fatma Suna Kıraç (1) Prof. Dr. Fulya Tanyeri (1) Prof. Dr. Güneş Uçar (1) Prof. Dr. Hakan S. Orer (1) Prof. Dr. Hakkı Kahraman (1) Prof. Dr. Haldun Güner (1) Prof. Dr. Haluk Geray (1) Prof. Dr. Haluk Şahin (1) Prof. Dr. Hasan Seçen (1) Prof. Dr. Hasan Yazıcı (4) Prof. Dr. Hüseyin Akan (1) Prof. Dr. İ. Halûk Gökçora (1) Prof. Dr. İlker Birbil (1) Prof. Dr. İlter Turan (1) Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın (1) Prof. Dr. İzge Günal (2) Prof. Dr. İzzettin Önder (1) Prof. Dr. Kayhan Kantarlı (13) Prof. Dr. Kor Yereli (1) Prof. Dr. Kurtuluş Töreci (3) Prof. Dr. Levent Doğancı (5) Prof. Dr. Levent Sevgi (3) Prof. Dr. Mehmet Altan (2) Prof. Dr. Metin Balcı (7) Prof. Dr. Mustafa Bekir Selçuk (1) Prof. Dr. Naci Görür (1) Prof. Dr. Nazmi Kozak (1) Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu (1) Prof. Dr. Orhan Gölbaşı (1) Prof. Dr. Osman Demircan (1) Prof. Dr. Osman İnci (2) Prof. Dr. Özer Bekaroğlu (1) Prof. Dr. Ramazan Aşcı (1) Prof. Dr. Rıdvan Karluk (19) Prof. Dr. Rıfat Okçabol (1) Prof. Dr. Selçuk Candansayar (1) Prof. Dr. Suat Çağlayan (1) Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu (1) Prof. Dr. Tahsin Yeşildere (2) Prof. Dr. Taner Özbenli (1) Prof. Dr. Tayfun Atay (1) Prof. Dr. Toktamış Ateş (1) Prof. Dr. Türker Alkan (1) Prof. Dr. Uğur Eser (1) Prof. Dr. Ural Akbulut (2) Prof. Dr. Yusuf Altıntaş (1) Prof. Dr. Zafer Ercan (1) Prof.Dr. Cevdet Coşkun (1) RADİKAL (5) Rahim Er (1) Romanya (1) Röportaj (1) Rusya (1) SABAH (1) SabitFikir (2) Sahte Dergiler (1) Sahte Konferanslar (1) Sakarya Gazetesi (18) Sefa Kaplan (1) Selma Kasap (1) Semuhi Sinanoğlu (1) Serdar Hiçdurmaz (1) Serkan Anılır (6) Seval Çetin (1) Sibel Oral (1) soL-Bilim (2) soL-Haber (6) StarKIBRIS (1) subjektif.org (4) Şahin Aybek (1) ŞALOM (1) Şükrü Bülent Türtat (1) T24 (7) TAD (1) Taraf (2) Togan Kafesoğlu (1) Toplumsal Cinsiyet ve Azınlıklar Enstitüsü (2) Trakya Üniversitesi (2) Tufan Erhürman (1) Turgut Öziş (2) TÜBA (2) TÜBAV (1) TÜBİTAK (3) Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi (1) Tülay Sağlam (1) Türk Tabipleri Birliği (1) Türkiye Gazetesi (1) TürkRus (1) UKÜ (1) Umur Talu (1) Umut Newbury (1) UOUD (1) Üniversite Konseyleri Derneği (1) WASET (7) Y. Doç. Dr. Kaan Öztürk (14) Y. Doç. Dr. Aytekin Aydemir (1) Y. Doç. Dr. Fatih Bayraktar (1) Y. Doç. Dr. Fatih Gürsul (1) Y. Doç. Dr. Mehmet Somel (1) Y. Doç. Dr. Nevzat Artuç (1) Y. Doç. Dr. Özgür Öktel (1) Y. Doç. Dr. Raşit Bilgin (1) Y. Doç. Dr. Serhan Ada (1) Yahya Fidan (3) Yakalanırsınız (1) Yalçın Doğan (1) Yargıtay Kararı (1) Yarınlar (3) YEDİKITA (1) Yeni Asya (1) Yeni Düzen (1) YeniHayat (1) YeniŞafak (1) Yiğit Kocagöz (1) Yorumlar (101) Yoshiki Sasai (1) YÖDAK (8) YÖK (22) Yrd. Doç. Güner Coşkunsu (1) Yusuf Doğan (1) Zaman (3) Zeynep Şarlak (1) Ziya B. Güvenç (1) Ziya Güvenç (3) Zülfü Livaneli (2)

.


 En Çok Okunanlar